Sine-Meta

"Star City" — For All Mankind'ın Sarsıcı Yan Ürünü, Soğuk Savaş Paranoyasını Bilimkurguyla Örüyor

Rhys Ifans ve Anna Maxwell Martin'in başrolde olduğu bu For All Mankind spin-off'u, Sovyet uzay programını KGB gölgesinde işleyerek daha kasvetli, daha psikolojik bir bilimkurguya kapı açıyor.

4.5/5Orijinal ad: Star City
"Star City" — For All Mankind'ın Sarsıcı Yan Ürünü, Soğuk Savaş Paranoyasını Bilimkurguyla Örüyor

For All Mankind'ın alternatif tarih fikri her zaman inandırıcı bir dünya kurmaktan çok bir dilek listesine yakındı. Apple TV dizisinin evreninde SSCB, ABD'yi Ay'a inişte geçmiş ve bu şok, NASA'ya kadınlardan oluşan bir astronot kadrosu kurmasına kadar giden bir domino etkisi yaratmıştı. On yıllar içinde ırk ve cinsiyet eşitliği bizim evrenimizden çok daha hızlı ilerlemiş; 1990'lara gelindiğinde insanlık Ay ve Mars'a yerleşmiş, ABD'nin ise lezbiyen bir başkanı olmuştu. Dizinin resmi olmayan amacı, Star Trek'in ütopik geleceğine giden gerçekçi bir yol çizmekti — bazen olmayan bir Amerika için propaganda gibi hissettiriyordu.

Yeni yan ürün Star City, saati geri sarıp bu zaman çizelgesinin ilk yıllarını Soğuk Savaş'ın öteki tarafından anlatıyor. 1969'daki Sovyet Ay inişiyle açılan dizi, bizi For All Mankind'ın parlak, iyimser atmosferinden çok farklı bir dünyaya sokuyor: kozmonotların kahramanlıkları kadar KGB paranoyası da anlatının merkezinde. Aynı çekirdek ekip — Ronald D. Moore, Ben Nedivi ve Matt Wolpert — bu kez soap opera unsurlarını kesip yerine sıkı, psikolojik bir dram koymuş. Bilimkurgu yetkinlik pornosu hâlâ orada, ama daha bastırıcı bir hava altında.

Kadronun başında Rhys Ifans, uzay programının parlak ama hakkı yenmiş Baş Tasarımcısı olarak Gary Oldman ayarında hüzünlü bir performans sergiliyor. KGB'nin ve hükümetin sürekli müdahalelerine karşı direniyor. Onun karşısında, İngiliz TV izleyicisinin Line of Duty'den tanıdığı Anna Maxwell Martin, Lyudmilla Raskova olarak ürpertici derecede acımasız bir KGB subayı. Star City'nin bodrumundaki havasız gözetim ofisini yönetiyor — genç kadınların insanların evlerine yerleştirilmiş dinleme cihazlarından gelen kayıtları saatlerce daktilo ile deşifre ettiği bir yer. Hırslı Irina Morozova (Agnes O'Casey), Raskova'nın gözüne girmek için kozmonot Valya Mironov (Adam Nagaitis) ve karısı Tanya'nın (Ruby Ashbourne Serkis) özel hayatlarını raporlamak zorunda kalıyor.

For All Mankind'la kaçınılmaz karşılaştırmayı yaparsak, iki dizinin feminist bilimkurgu olarak nasıl hizalandığını görmek çok ilginç. Öncekinde kadınlar bir sistemin önyargılarını yıkıp dünyayı değiştiriyordu; Star City'nin başlangıç noktası farklı. 1970'lerin başında SSCB'nin uzay merkezi hâlâ erkek egemen; ama KGB ofisleri ve kadın kozmonot programı — özellikle Alice Englert'in canlandırdığı çekingen Anastasia Belikova üzerinden — kadınların ABD'li muadillerinden bazen daha fazla, bazen aynı derecede engelle karşılaştığı nüanslı bir tablo çiziyor. Valya karısı Tanya'nın araştırma üssüne hapsolmuş yaşamındaki mutsuzluğunu göremiyor; Anastasia ise devlete sadakati için değil, sadakati sayesinde yükseltilerek bambaşka bir kafeste sıkışıyor.

Star City, ideal bir yan ürün olarak kendini hızlıca kanıtlıyor: selefinin güçlü yönlerini kopyalarken bağımsız bir dram olarak da ayakta kalıyor. Uzay yarışının onlarca yıllık genel kronolojisini zaten bildiğimiz için dizi, Sovyet programının dışarıdan görülemeyen kısmına odaklanmak zorunda — bu da senaristleri birinci sezonun omurgası olan nefes kesici bir gizli programı icat etmeye götürüyor. Sahte Rus aksanları gibi bariz tuzaklardan kaçınıp Sovyet sisteminin kusurlarıyla o sistem içindeki sıradan insanlar arasına bir çizgi çeken bu yapım, Apple TV'nin son yıllardaki en iyi bilimkurgu işlerinden biri olmaya aday.

Paylaş