"Cape Fear" — Apple TV Uyarlaması, Selefini Takip Ederken Kendini Kaybediyor
Javier Bardem ve Amy Adams'ın başrolde olduğu 10 bölümlük Apple TV uyarlaması, Scorsese'nin klasiğini hem taklit edip hem ondan kaçmak isterken kendi tonunu bulamayan tekinsiz bir gerilim.

Herhangi bir oyuncudan, daha önce Robert De Niro'nun canlandırdığı bir karakterin altına girmesini istemek zaten haksızlıktır — hele o karakter Max Cady ise. 1991'in şiddet dolu Cape Fear uyarlamasında De Niro, Cady'ye kibri, öfkeyi ve Güney cazibesini öyle bir dozda karıştırmıştı ki karakter hem korkutucu hem de gözünüzü ayıramadığınız kadar çekici oluyordu. Nick Antosca'nın (Channel Zero, A Friend of the Family) yaratıcısı olduğu, 10 bölüme yayılan yeni Apple TV mini dizisi, bu koltuğa Javier Bardem'i oturtuyor.
Bardem iyi bir oyuncu ve zorlu figürleri canlandırma konusunda deneyimli — Anton Chigurh'u yaratmış bir aktörden bahsediyoruz. Cady olarak da manipülatif, ürkütücü, baştan çıkarıcı ve kaygan. Ama performansı De Niro'nunki gibi lazerle odaklanmamış; aksana kadar her şeyi yer yer dağılıyor. Anadili İspanyolca ağırlıklı bir konuşmanın arasına ara sıra Güneyli, ara sıra Mare of Easttown tınısı karışıyor. Bardem'in oyun oynadığını hep hissediyorsunuz; De Niro'da bu asla olmuyordu.
Antosca ve senaristleri, 128 dakikalık orijinal filmi neredeyse 10 saate yaymak için hikâyeye ciddi eklemeler yapmışlar. Bu versiyonda Cady, eşi ve oğlunu öldürmekle suçlanmış ve mahkumiyeti bozularak beraat etmiş bir figür. Ailenin reisi kadın: Anna Bowden (Amy Adams), Cady'nin cinayet davasında onu temsil etmiş ve şimdi Southern Justice Legal Project adlı hayali bir sivil toplum örgütünde çalışıyor. Kocası Tom (Patrick Wilson) ise o davada savcıydı — yani Cady'nin her ikisiyle de hesabı var. Ergen kızı Natalie (Lily Collias) ve derin bir depresyonla boğuşan üvey oğlu Zack (Joe Anders), Cady'nin dijital yollarla zihinlere sızmasına yeni kapılar açıyor.
Dizinin problemi tam da bu genişleme çabasında ortaya çıkıyor. Herkes o kadar çok "doğru yapmaya" çalışıyor ki gayret perdenin önüne geçiyor. Adams'ın performansı sağlam; Anna'nın özel bir cezaevi CEO'suyla giriştiği o keskin sahne yılın en tatmin edici anlarından. Ama karakter öyle içine kapalı ki onu asla tam tanıyamıyorsunuz. Collias ve Anders ise adeta başka bir dizide, Max Cady endişesi olmadan yaşayabilecek iki suskun genç gibi. Görsel dil Hitchcockvari hızlı zoom'ları, X-ray aydınlatmayı ve Bernard Herrmann skorunu Scorsese'den birebir devralıyor; hatta De Niro'nun sinema salonunda kahkahayla güldüğü ünlü sahne bile hafif rötuşlarla yeniden çekilmiş — ki bu bence yapılmamalıydı.
Fargo başta olmak üzere bazı film uyarlaması diziler, kaynak esere göz kırparken bağımsız bir dram inşa edebildi. Cape Fear aynı yaratıcı cesarete sahip değil. Fena değil — ama biraz daha fazlasını beklerdim, Sayın Avukat.