'The Bear' Finali Her Şeyden Önce Anılarla İlgili
Beşinci sezonun kapanışı, seçici bir hafızayla en iyi çalışıyor: Michelin gerilimi ikinci plana düşerken asıl ağırlık, Carmy ve ekibinin kurduğu 'aile'nin bize bıraktığı anılarda.

The Bear'ın beşinci sezon finali, bir restoran hikâyesinden çok bir aile albümü gibi kapanıyor. Christopher Storer bu son bölümü kasıtlı olarak seçici bir hafızayla kurmuş: Michelin yıldızı meselesi çoktan çözülmüş olsa da, ekibin son servisinin gerilimini hissedebilmek için o bilgiyi bir an için bir kenara koymanız isteniyor. Bu, hem finalin en cesur hem de en tartışmalı hamlesi.
Dördüncü sezonda The Bear iki Michelin yıldızını kazanmıştı; ama restoran ekibi bunun farkında değildi. Peter Clark (Gary Janetti) adında sessiz bir müşteri o karlı gecede sahneye çıkmış, Richie'nin (Ebon Moss-Bachrach) tatildeki bir aileye gösterdiği ilgiyle birlikte kararı vermişti. Beşinci sezon boyunca senaryo bize Clark'ı unutturmaya çalışıyor. Böylece 7. bölümdeki 'Mr. Dearborn' servisinin gerilimi ayakta kalıyor. Ama bu 'hem hatırla hem unut' oyunu, izleyicinin finali nasıl karşıladığını doğrudan etkiliyor.
Finalin en güçlü yanı, karakterlerin duygusal yolculuklarını olay örgüsünün önüne koyması. Syd (Ayo Edebiri) yıldızları kazanan tarakları hazırlarken pembe-mor ışıkla dolu mutfakta ekrana taşan üç dakikalık ağır çekim, dizinin son sezonunda gerçek başrolün kim olduğuna dair güçlü bir jest. Yine de kapanış saatlerinde Syd geri planda kalıyor; final, kaçınılmaz biçimde Carmy'ye (Jeremy Allen White) dönüyor.
Carmy'nin sonu bilinçli olarak muğlak. Bonnie Hunt'ın canlandırdığı mimar patronuyla iş görüşmesinde 'canlı bezelye' lafını duyduğunda gözlerindeki kırılma yeter; bu adam bir daha mutfaktan uzun süre uzak kalamaz. Restorana dönüp üniformasını giyip Mikey'e 'İyiyim' yazması, bir aidiyet ilanı: Carmy artık kaos içinde hayatta kalmaya çalışan biri değil; huzuru, hüznü ve kahkahayı aynı serviste bir arada tutabilen bir şef.
Herkese bir mutlu son var: Richie ilk kez uçağa biniyor, Tina terfi ediyor, Marcus babasıyla barışıyor, Ebra franchise planını yürütüyor, Natalie huzurlu bir iş-özel hayat dengesi buluyor. Tek başlarına dokunaklı; ama bir saatlik bir bölümde üst üste bindiklerinde peynir sosuna boğulmuş bir Italian beef gibi biraz fazla ağır kaçıyor.
Sonuç olarak The Bear'ın kapanışı, dizinin kendisi gibi: dengesiz ama içten, gergin ama sıcak. 'Bu adamları hep beraber görmenin' bize yıllardır ne hissettirdiğini bilince, senaryonun küçük dengesizlikleri geri planda kalıyor. Aklımızda kalacak olan iki Michelin yıldızı değil, bir mutfağın etrafında büyüyen bu ailenin ta kendisi.